BAHARIN ŞAHI NİSAN ‘İNCİ’ PEŞİNDE İNSAN

Nisan, Adana’da akarsuların coştuğu, arıların çiçeğe koştuğu, kuşların cıvıldaşarak uçtuğu, çağlanın pazara düştüğü, turuncun-portakalın çiçekle doluştuğu ılık, bol yeşillikli aydır… Adı, Babil dili ve Süryanicedeki “Nisanna – Nisannus” sözcüklerinden geliyormuş; güneş, güneşlenme gibi anlamı varmış.

1929’dan 2024’e dek tutulmuş 95 yıllık kayıtlara baktık Nisanda Adana’mız gün içinde kaç saat güneş alıyor diye; ortalama 7 saat 12 dakika bulduk. Ortalama sıcaklık 17,6 derece. Ortalamalarla en yüksek sıcaklık 23,8, en düşük sıcaklık 12 derece olarak hesaplanmış. En sıcak derece 24 Nisan 2008’de 37,5 olarak ölçülmüş. En düşük Nisan sıcaklığı ise eksi 1,3 dereceyle 11 Nisan 1997’de yaşanmış. Yağışa gelince; ortalama miktar metrekareye 51 kilo 600 gram. Bu da 9 gün ve 2,5 saat içinde düşüyor.

ŞAHANE İNCİNİN MASALI

Nisan yağmurunun bereketi ve fazileti üzerine asırların gerisinden gelen türlü söylentiler var. Meselâ, ilk damlası denize düşmek üzere iken istiridyenin açık kanatlarına isabet ederse, o damla “Dür-rü şahvar”, yani sultanlara lâyık, çok iri ve saf mı saf inci olur(muş). Yine, ilk damlalardan biri yılanın ağzına gelirse, hayvanın kesesine zehir dolar(mış).

Mehmet Akif Ersoy, “Çanakkale Şehitleri” şiirinde, vurulup yatan askere türbe olarak nisan bulutunu düşünmüş ki, “Ebr-i nisanı açık türbene çatsam da tavan” diyerek bir bakıma kutsuyor. Burada ebr-i nisan, , nisan bulutu demek.

“BİR NİSAN ŞAKASI”

Şaka denildiğine bakmayın; aslında hüzünlü, ıstıraplı bir olaydan kalmadır. Hikaye şöyle…

15’inci yüzyılın sonlarına doğru, Endülüs Müslümanlarının son kalesi uzunca bir süre haçlı ordusu tarafından kuşatma altındadır. Haçlı komutan, direnen Müslümanlardan kaleyi alabilmek için güvendiği ne kadar tilki-fikirli adamı varsa etrafına toplayıp çare arar ve nihayet oy birliği ile kabul edilen plânını uygulamaya koyar. Bir elinde Kur’an, diğerinde İncil, kaleye yaklaşıp seslenir:

  • Bu iki kitap üstüne yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşama kadar hiç kimsenin kılına bile dokunulmayacak!..

Müslümanlar aralarında tartıştıktan sonra, çoluk-çocuğu da düşünerek teslim olmaya karar verirler. Ertesi sabah haçlı komutan “Müslümanların hepsini öldürün!” emrini verir. Bunun üzerine kaleyi teslim eden komutan, “Söz vermiştin, hiç kimsenin kılına bile dokunulmayacaktı. Kur’an’a yok diyelim, İncil’e de mi saygın yok?” diye kükremiş. Haçlı komutan pis pis sırıtarak, “Kitaplara saygım var…” demiş ve etrafındakilere bakarak kahkahayı savurup “Sözümü tuttum, dün kimseye bir şey yapmadım. Dün 31 Mart’tı, bugün 1 Nisan, bugün için sözüm yok” demiş ve emrini uygulatmış…

Çok iyi hatırlarım; eskiden yerel basınımızda da “Bir Nisan” şakaları yapılırdı. Özellikle spor sayfalarında herkesi heyecanlandıracak başlıkla uydurma bir habere yer verilir, yazının sonuna da “Nisan biiiiir!” eklenirdi.

Esnaf arasında da bazen kavgalara yol açan ağır şakalar yapılırdı. En yaygın şaka da “Oğlunu karakola çekmişler, birini vurmuş” ya da “Lan ne duryon, koş get sizin dam çökmüş” gibi yalanlarla yapılırdı. Kurban büyük bir telaşla fırlayıp koşarken kahkaha patlatılır, “Bir Nisaaaan!” diye bağırılarak perde kapatılırdı.

Vallahi bu günlerde hiç de şaka yapacak halde değilim.

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Röportaj

    Sağlık

    Spor