KOLAY MI KIZ İSTEMEK? ŞEREF VAR ŞERBET VAR

1950’lerin ikinci yarısı ile 1960’ların ilk yarısı, olayları, dolayları, zor ile kolayları, alayları ve halayları sindire sindire tanıyıp öğrendiğim yıllardı. Geçmişe değgin ilginç anılarımın pek çoğunu bu dönemlerde yaşadım. Arada sırada sevgili okurlarımla paylaştıkça o yılları ve olayları yaşıyor gibi oluyorum. Fark ettim; benzer duygular pek çok okurumu da

Benzer duygular kucaklamakta. Bugün de, o dönemlerde kız isteme kavramı içinde yer alan şeref ve şerbeti anlatmaya çalışacağım.

“BUYURSUNLAR”

Ya oğlan görüp vurulunca ailesini gönderir, ya aile uygun bulup oğlanı ikna eder, ya da iki tarafı bilen aracının önerisi ile kız istemeye gidilirdi. Elbette palas-pandıras değil de, önceden haber verilir ve “Buyursunlar” cevabı alınırsa gerçekleşirdi bu gidiş. Buyursunlar demek, “Olabilir” anlamını taşırsa da, ağızdan çıkmadan önce oğlanın hal ve gidişatı hakkında etraflı bilgi toplanmış olurdu. Yalnız, “evde kalmış” denilecek yaştaki kız söz konusu ise, yüzeysel araştırma yeterli sayılabilirdi.

“ŞEREFİNİZE KALMIŞ”

“Allahın emri,  Peygamber Efendimizin kavli ile” isteme tümcesinin karşılığı genelde, “Bir bakalım, kısmetse olur” şeklinde yansıtılırdı. İstisnalar bir yana, çok geçmeden söz kesimi için aile büyükleri bir araya gelir ve “Hayırlı olsun” dilekleriyle kız “verilmiş” olurdu. Bu arada oğlan tarafından akıldane bir kadın hiç gereksinimi yokken tuvalete giderdi. Biri de, çaktırmadan halı, kilim, hasır; artık erdeki yaygı ne ise, bir ucunu kaldırıp gözlemde bulunurdu. Şayet tuvalet tertemiz değilse ve de yaygının altında toz varsa, o evden kız alınmayacağı hükmü ile kibarca cayılırdı.

Ziyaret sona ermeden önce oğlan tarafından yaşlı bir kadın “Şerbet’te ne takalım?” diye sorardı. Bu sorunun iki temel cevabı vardı: birincisi, “Takı önemli değil, Allah ağız tadı versin, önemlisi bu” olur, ikincisi de “Anam ne diyelim, şerefinize kalmış” şeklinde ifade edilirdi. İşte bu ikinci şık oğlan tarafını adam akıllı üzerdi. Şeref, tamam ama, bu şeref kaç bilenzik (bilezik), kaç gerdanlık (altın kolye) eder, nasıl ölçülecek. Bilenzik çifçi (çiftçi) burması mı olacak, kirbit (kibrit) çöpü mü? Aracılar gidip gelerek kadınlar arsında pazarlığı bitirdikten sonra şerefin değeri belirlenmiş olur, aksi takdirde teşebbüs yarım bırakılarak herkes evine dönerdi.

GELELİM ŞERBETE

O yıllarda “nişan takmak” anlamında daha çok “Şerbet içmek” deyimi kullanılırdı. Şerbeti bildiğimiz bici boyasının şekerli su ile karıştırılması ve içine birazcık da gül suyu eklenmesiyle hazırlanan içitin adıydı. Tören kız evinde yapılır ama her iki tarafın akrabaları ve konu komsları davetli olduğu için kalabalık olurdu. Tanık olduklarımın çoğunda erkekler ve kadınlar ayrı otururdu.

Törenin onur konuğu olan hoca, davetliler toplanırken “Mesel” denilen dini hikayelerden birini uzun uzun anlatır, nihayet Kur’an okumaya başlardı. Kur’an ve Mevlid okunurken bazı davetlilerin öksürmesi hep dikkatimi çekmiştir. Hoca, belli bir etapta işaretini verince katılımcılara gül suyu dökülürken dua faslına geçilirdi. Bundan sonra da, kız ve oğlan çağrılıp yüzükleri takılır, hemen arkasından da “Şeref terazisi” olan altınlar yerini bulurdu.  Bundan sonra da genç çift her iki aile büyüklerinin ellerini öperdi. Şerbet işte bu sırada dağıtılırdı.

Davetliler çekilip de evde iki aile temsilcileri kaldığında, kız babası, oğlanın ne sıklıkla ziyarete gelebileceğini ve yanlarında kimler olmadan birlikte dışarı çıkamayacaklarını söyler ve nihayet “Hayırlı olsun” sözleriyle herkes evine dönerdi.

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Röportaj

    Sağlık

    Spor