1950’LERDE, BAĞDA ELEKTRİK YOKKEN DE BUZDOLABI VARDI

Elektrik evlere yeni yeni giriyordu. Bütün tesisat duvar üstüne kurulurdu. Kablolar bile, sıva üstündeki siyah borular içinde duvarları dolaşırdı lambaya, prize, anahtara…

1952’de evimize geldiğinde sokağımızın ikinci radyosuydu. Damdan dama gerilen örme bakır antenle çalışan altı lambalı, gür sesli, ceviz sandıklı cihazdı. Zemberekli gramofonumuz sultanlar gibi kurulduğu ibrişimle işlenmiş atlas örtülü yuvarlak masadan kaldırılıp üç otuz paraya eskiciye satıldı.

Önceleri sadece aydınlatmada kullanılan elektrik, bir de baktık ki radyo denilen sihirli sandığı çalıştırıyor. Ardından kebapçılara yenilik geldi; 78 devirli kocaman taş plakları bangır-bangır bağırtan pikaplar… Yasa emriymiş gibi, Hafız Burhan´dan “Her yer karanlık, pür-nur o mevki”, Hamiyet Yüceses´ten “Bakmıyor çeşm-i siyah feryade”, Münir Nurettin Selçuk´tan “Aheste çek kürekleri ile Kalamış” ve Müzeyyen Senar´dan “Talihim olsaydı, yarim olurdun” mutlaka defalarca çalınır, bütün mahalle dinlerdi.

Duyduk ki, elektrikle buz dolabı denilen soğutucular icad olmuş. Öncüler, yine kebapçılardı. Bir buçuk metre kadar genişliği olan vitrin dolaplar Adana Kebabıyla tike şişleri (Kuşbaşı bilinmezdi, tike vardı)  ve sebzelerle süslenir, bir yerlere de “Etlerimiz buz dolabınadır” yazısı yapıştırılırdı. Adana gibi sıcağı tartışılmaz memlekette buzdolabı çok önemli olay kabul edilmişti. İlden dile anlatılan efsanelere konu oldu birkaç hafta içinde. Artık buzdolabı olmayan kebapçı iş yapamıyordu. Etkilendim; bayram harçlıklarından arttırdığımdan iki buçuk Lirayı cebime koyup Çağlayan Kebap ve Lokanta Salonu´na gittim. Eskiistasyon Karakol Bahçesi dediğimiz çamlığın (Şimdi petrol istasyonu) karşısındaydı. Duvarlarında, gezici ressamını çalışırken görüp hayranlıkla izlediğim manzara resimleri vardı. İkindi vakti olduğundan müşteri yoktu. Buz dolabına en yakın masaya oturdum. Dolaptan çıkarılan sürahi masaya gelir gelmez avucumun içiyle yokladım; offf, buz kadar soğuktu gerçekten.

Okul tatil olmuş, bizimki pamuğa tahsis edilerek çekildiği için (Ağaç ve üzüm teveklerinin sökülmesine “çekilme” derdik)  halamların Mahfesığmaz Sekizinci Duraktaki bağına gönderilmiştim. Sabahları incir yoklama töreni uygulardım. Önce dikenli incirden iki veya üç tane ile başlar, ardından önceki gün nişanladığım iri incirden ballılarıyla halvet olurdum. Böyle bir zamanda, rüzgârın dalgalandırdığı türküyle hayrete düştüm. Tanıdık ses, “Ah yine yeşillendi fındık dalleri” türküsünü çağırıyordu. Bu, bu radyo sesiydi ama elektrik yoktu ki bağlarda!.. Hemen oturuma koşup halamın kızlarına anlatırken bu kez “Asmalar da, anam kol uzatmış dallere” yankılanıyordu yazının yüzünde. Anlattılar; kuyumcugil, bataryalı radyo almış, elektrik olmadan da çalıyormuş. Hala kızlarından biri kırmadı, elimden tutup götürdü. Batarya dedikleri kutu yanyana ve dikine sıralanmış altı tuğla hacminde, üstünde BEREC yazılı kutuydu. Radyoya elektrik veriyordu.

Bir süre sonra bize pek uzak sayılan tanıdık bağa gittik. Buzdolabından asma şurubu getirdiler. Orada da elektrik yoktu. Hayretler içindeydim. Dayanamayıp dolaba yanaştım. Kebapçıdakine benzemiyordu; camsızdı. Dört tarafını dolanmaya karar verdim ve arkasına geçince şaşkınlığım elli kat arttı. Arkada, alev vardı. “Yangın yanıyooor!..” diye telaşla bağırınca  herkes koşup geldi. Değilmiş… O buzdolabı, gazyağıyla çalışıyormuş. Mavi alev olduğu sürece soğuturmuş dolap. Bugün bile sıcağın nasıl olup da soğutacağını bilmeyenlerin sayısı bilenlerden kat be kat fazladır, eminim? Bir de beni düşünün, 7 veya 8 yaşında meraklı çocuk, “Peki nasıl?” sorusuna cevap alamayınca neler çektim, neler?

Şimdi bazı ara bozucular kalkıp “Demek ki AKP’den çook önce de buzdolabı varmış” diyerek yazımızdan siyaset yapmaya kalkabilir. Bizim öyle bir niyetimiz yok!.. Olsaydı, tomografiden, İzmir Hava Alanından, bazı üniversitelerden filan da bahsederdik. Münafıklığın lüzumu yok!.. Bilmem anlatabildim mi!..

 

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Röportaj

    Sağlık

    Spor