KÖY ENSTİTÜLERİ

KÖY ENSTİTÜLERİ

Bugün 17 Nisan 2021 Cumartesi, Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 81.yıldönümü. 17 Nisan 1940’da TBMM’de 278 oyla ve oybirliğiyle 3808 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu kabul edilmişti.

O gün oylamaya katılmayan 148 milletvekilinden 3’ü, altı yıl sonra Demokrat Parti’yi kuracak olan Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü’ydü.

1940’da dünyanın büyük bir bölümü İkinci Dünya Savaşı’na tutunmuşken Türkiye’de Atatürk’ün başlattığı ‘Uygarlık savaşının eğitim cephesini güçlendirmek için Köy Enstitüleri’ kuruluyordu.

Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh-Dünyada Sulh’ ilkesi doğrultusunda İkinci Dünya Savaşı’na girmeyen Türkiye, bu savaşın tüm öldürücü, yıkıcı etkilerine karşı direndi.

Yeniden savaş rüzgarlarının esmeye başladığı, ölümün ve yıkımın konuşulduğu bugünlerde “Cumhuriyet’in Solmayan Güneşi Köy Enstitüleri’ni” hatırlamanın tam zamanı diyorum.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Müslüman Anadolu Türk köylüsü sadece ASKER ve VERGİ kaynağı olarak değerlendiriliyordu. Yüz yıllar boyunca Anadolu ihmal edilmişti. Yokluk, yoksulluk, hastalık içindeydi.

Cumuhriyet ilan edilirken nüfusun %80’ni köylerde yaşıyordu. Ancak 40.000 köyün 37.000’inde hiçbir şey olmadığı gibi okulda yoktu.

Cumhuriyet köylüyü kurtarmak istedi. Bu nedenle Mahmut Eset Bozkurt’un Türk ihtilaline “Türk Köylü İhtilali” denilmesi gerektiğini belirtmesini onaylıyorum. Yine İsmet İnönü’nün “Anadolu’nun ortasında kurulmuş bir köylü hükümetiyiz” diyerek köylüye vermiş olduğu önemi görüyoruz!..

Genç Cumhuriyet, yüzyıllardır kaderine terk edilmiş köylünün öğretmene ve okula ihtiyacı olduğunu gördü. Ancak Cumhuriyeti kuranlar “Her köye okul, her okula öğretmen” biçimindeki dar görüşün ötesine geçerek eğitim yoluyla köylüyü aydınlatıp-çağdaşlaştıracak özgün bir eğitim-öğretim modeli geliştirdiler. “Eğitim içinde üretim-üretimle birlikte eğitim-yaparak, yaşayarak” diye tanımlanan bu modelin adı KÖY ENSTİTÜLERİ’ydi.

Köy Enstitüleri, Milli Eğitim Bakanı rahmetil Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü rahmetli İsmail Hakkı Tonguç’un eseridir. Enstitülerin isim babası İsmail Hakkı Tonguç 1933’de yayınladığı ‘İş ve Meslek Terbiyesi’ adlı kitapta “Enstitü öğrencisi iş yaşamı içinde, iş aracılığı ile iş için eğitilir” diyordu.

Kemalizm ilkelerine dayanılarak Türkiye’nin özel koşullarına göre yaratılmış özgün bir eğitim modelidir Köy Enstitüleri.

1940-1954 yılları arasında toplam 21 Köy Enstitüsü kuruldu. Bunlardan ilk 20’inden 3’ü öğretmen okulundan enstitüye dönüştürülmesiyle Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç tarafından 1944’e kadar kuruldu. 21.Köy Enstitüsü ise 1948’de Van-Erciş’te kuruldu.

Her Köy Enstitüsü kurulduğu bölgenin özelliklerine göre şekillendirildi. Enstitülerin merkezi bir programı yoktu. Çağdaş, bilimsel, laik ve ulusal eğitime bağlı kalmak koşuluyla her enstitünün kendi sistemi vardı. İl yöneticilerinin enstitüler üzerinde baskı kurmalarının önüne geçilmişti.

Enstitüler sadece devletten aldıkları ödenekle değil, kendi ürettikleriyle ayakta kalırdı. Köy Enstitüleri’nde öğrenciler kendi yaptıkları binalarda barınırlardı. Kendi ekmeklerini yaparlardı. Kendi ektiklerini kendileri biçerlerdi. Kendi yaptıkları tiyatro sahnesinde kendi yazdıkları piyesleri-oyunları oynarlardı.

Sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamakla kalmaz, civar köylerinde ihtiyaçlarını karşılamaya katkı verirlerdi.

Örneğin enstitülerin sağlık kolları, köylerde hasta taramaları yapar, her enstitünün bir uygulama okulu vardı. Öğrenciler o okulda ve civar köy okullarında staj yaparak ve köylülerle birlikte uygulama bahçeleri yaparak, kısacası Köy Enstitüleri’nde eğitim-öğretim-üretim iç içeydi.

Kız ve erkek öğrenciler yanyana, çağdaş ve bilimsel bir mantıkla birlikte öğrenir, birlikte üretirlerdi. 1966-1967 Eğitim Öğretim yılında ben stajımı Düziçi’ne bağlı Ellek Kasabası’nda yapmıştım.

Geçmişten bu yana ve özellikle son 19 yıllık AKP hükümetlerince eğitimde yaratılan kaostan bu ülkeyi kurtarmak için çağdaş-bilimsel ve bilgiye dayanan bir eğitim sistemini yaşama geçirmek istiyorsak, bireyleri padişah kafalı ve tek adama biat eden bireylerin egemen olduğu, bilimden ve çağdaşlıktan uzak bir topluma doğru hızla ilerlemeye devam ederiz!…

Yeni Mustafa Kemal’ler bulmada zorlansak da, Hasan Ali Yücel’ler, İsmail Hakkı Tonguç’lar da yok değil…

Karanlığı aydınlatacak genç beyinlerimizi bulup yeni ve yeniden ulusal kurtuluş savaşımızı tam bağımsızlığımızı kazanana dek, işbirlikçilerden kurtulmak üzere başlatmamızdır.

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Röportaj

    Sağlık

    Spor