BİR KRAL VARMIŞ

Yer yüzünün bir yerindeki bir devletin başında bir kral varmış. Her zaman öğünür, afralar-tafralarla ne denli cesur, ne denli güçlü olduğunu söylermiş. Kralın bir de her zaman yanında olan sadık adamı, diyelim ki, has oda başısı varmış. Ne zaman sıkışık veya üzücü bir hal ortaya çıksa, “Her şerde bir hayır vardır” diyen cinstenmiş.

Günlerden bir gün Haşmetmeap ava çıkmış. Yanında da sadık has odabaşı. Ormanın o yanına, bu yanına dalmışlar. “Şurada geyik olur… Buradan kaz uçar… Orada keklik öter…” diye diye dolaşırken karşılarına acayip mi acayip, hırıltısıyla yaprakları döken, kükreyişiyle ağaçları söken dev bir hayvan çıkmış. Parlak kumaşından olmalı, kralın üstüne yürümüş. O cesur, o efe, o kahraman, o gözü pek kral feryat figan yere çökerken hayvan çullanmış üstüne. Has odabaşı kılıcına davranıp hayvanı öldürmüş. 

Üstü başı perişan, elinde-yüzünde kan, saraya döndüklerinde doktorlar, otacılar, muskacılar, eczacılar sökün etmişler. Yaralar temizlenmiş, ilaçlanmış ama kopan serçe parmak için bir şey yapamamışlar. Ziyaretine gelen has oda başı teselli konuşmasında sık sık “Her şerde bir hayır vardır” deyince kralın tepesi atmış; “Bre nabekar!.. Parmak gitti, bunun neresinde hayır olur?” diye paylayıp bağırmış, “Atın bu teröristi zindana!..”Emrini ikiletmemişler. Karga tulumba sürüklemeye başlamışlar. Bu durumda bile has oda başı “Vardır bunda da bir hayır” diyormuş.

Gel zaman, git zaman kral yine ava çıkmış. Etrafında yığınla dalkavuk. Yol boyunca da “Öl de ölelim, vur de vuralım” gibi yağlı laf ürünleriyle çimdiriyorlarmış kral hazretlerini. Böyle böyle ormanın içlerine doğru yürürken birden bire karşılarına vahşiler çıkmaz mı“Yoluna canım feda,  avradımı veririm, senin için ölmek çocuklarımın gururudur…”filan anlamında konuşanlar bir anda kaybolunca ortalıkta tek başına kalakalmış kral. Vahşiler de derdest edip ellerini bir ucuna, ayaklarını diğer ucuna bağladıkları sırığı omuzladıkları gibi kralı ormanın karanlıklarına doğru taşımaya başlamışlar.

Gide gide bir tapınağa varmışlar. Meğerse, burada her sene inandıkları güçler için bir insan kurban ederlermiş. Kralı sunaktaki taşa yatırmışlar. Tam kesecekler, biri bağırmış, “Duruuun!.. Bunun bir parmağı yok. Tanrılar kabul etmez…” Bakmışlar; gerçekten öyle, serçe parmak eksik ve her uzvu tam olmayan insan kurban edilemez… Serbest bırakmışlar.

Neden sonra saraya ulaşan kral daha kapıdan girerken zindandaki has oda başını çağırtıp sofrasına oturtarak başına gelenleri anlatmış. “Sen bana, her şerde bir hayır olduğunu söylediğinde çok sinirlenmiştim. Ama, haklı çıktın. Parmağımı kaybetmemiş olsaydım, kurban edilecektim”demiş. Biraz daha yemişler, içmişler, kral hazretleri elindeki altın işlemeli kristal bardağı masaya bırakıp eğilerek sormuş: Merak ettim. Seni zindana gönderdiğimde de  “Vardır bunda da bir hayır” diyordun. Zindanın ne hayrı olabilir? Has oda başı, “Olmaz mı Sayın Kralım…” demiş, “Zindana atılmasaydım, sizle ava çıkacaktım, parmağınız olmadığı için vahşiler sizi bırakıp her şeyi tamam olan beni kurban edeceklerdi. Bundan daha önemli hayır mı olur?”.

Masal bu… “Hayır” tesellisine sığınmak ne kadar gerçekçi bilmem ama, öyle şerler var ki, bekle de hayır gelsin. Ama bazı şerlerin de hayrın kapısı olduğunu peşinen görebilirsiniz. Örneğin ben böyle bir şer görüyorum.

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Röportaj

    Sağlık

    Spor