Ürolojik kanserler kabusunuz olmasın

Özel Medline Hastanesi’nde görev yapan ve başarılı ameliyatlarıyla adından sıkça söz ettiren Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Nevzat Can Şener, ürolojik kanserlerin tedavi süreci hakkında önemli bilgiler paylaştı. Doç. Dr. Şener, erken teşhisin yüzde 90 oranında başarı sağladığına dikkat çekerek, belirli yaşı aşmış özellikle erkek bireylerin, mutlaka muayene ve test yaptırması gerektiğini söyledi. Adana’da en sık prostat kanseri vakalarıyla karşılaştıklarını belirten Doç. Dr. Şener, günümüz şartlarında ameliyat ve tedavi yöntemlerinin ileri düzeyde olduğuna dikkat çekti.

Röportaj: Yener EKİNCİ

ADANA (BÖLGE) – Prostat kanseri, mesane kanseri, testis kanseri, böbrek kanseri ve idrar yolu hastalıkları, özellikle belirli bir yaşı geçen her erkeğin korkulu rüyası haline dönüşüyor. Bu hastalıklara yakalandıysak nasıl kurtulabiliriz veya yakalanmamak için kendimizi nasıl koruyabiliriz? Bu ve daha birçok sorunun cevabını almak üzere, Özel Medline Hastanesi’nde görev yapan Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Nevzat Can Şener’i ziyaret ettik.  Ürolojik Onkoloji denilince akıllara gelen ilk isim olan Doç. Dr. Nevzat Can Şener ile yaptığımız sohbette, deneyim ve bilgilerinden faydalanabileceğimiz oldukça keyifli ve bilgilendirici bir röportaj ortaya çıktı. İlgiyle okuyacaksınız… 

Kısaca sizi tanımakla sohbetimize başlayabilir miyiz?

Mersin’in Tarsus ilçesinde, 1983 yılında dünyaya geldim. Sırasıyla; Mersin Toros İlkokulu ve Tarsus Amerikan Koleji’nin ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. İhtisasımı ise Ankara Dışkapı Hastanesi, Üroloji Kliniği’nde yaptım. 2013-2018 yılları arasında Adana Numune Hastanesi, 2018’den 2022 yılının ocak ayına kadar da Adana Şehir Hastanesi’nde görev aldım. Şu an ise Özel Medline Hastanesi’nde hizmet veriyorum. Evli ve bir çocuk babasıyım.  

Üroloji alanında uzmanı olduğunuz ‘Ürolojik Onkoloji ve Cerrahisi’ hakkında biraz bilgi verir misiniz? 

Ürolojik Onkoloji, kadın ve erkeklerde idrar yolları ile erkeklerde üreme organlarında ortaya çıkan kanserlerin tanı ve tedavisi yapıldığı bir alandır. Dünya çapında yer alan kanser vakalarının yüzde 10’undan fazlasının ürolojik kanserler sonucu meydana geldiği bilinmektedir. Ürolojik kanserler erkeklerde, kadınlara oranla daha sık gözlemlenebilir. Alanımda genel olarak; böbrek kanseri, mesane kanseri, testis kanseri, prostat kanseri ve idrar yolu (Üreter)hastalıklarının tedavileri ile ameliyatlarını gerçekleştiriyorum. Uygulanan tedavi yöntemleri, sağlıklı dokuyu korurken bir yandan da hastalığı tedavi etmek üzerine kuruludur. Hastaların tedavileri kişinin genel sağlık durumuna, bağışıklık sistemine, kanserin evresine ve ilaçlara duyarlılığına göre değişiklik gösterir ve kişiye özel bir tedavi yöntemi planlanır. Bu nedenle, ameliyat sonrasında hastanın durumunu yakından takip etmek gereklidir.

Bahsettiğiniz sağlık sorunlarıyla alakalı, Adana’da yaşayan insanlarda en sık hangi vakalara rastlanıyor?

Adana’da, en fazla prostat ve mesane kanseriyle karşılaşıyoruz. Bu aslında sadece Adana’da için geçerli değil aslında… Dünya genelinde de durum aynı.

Bu hastalıklardan korunmak için neler yapılmasını tavsiye ediyorsunuz?

Çevre kirliliği, küresel ısınma, kimyasal gıdalar tüketme v.s. gibi etkenler, insanlara çok fazla korunma şansı bırakmıyor. Buna karşın, yine de yapabileceğimiz şeyler var elbette… Yapmamız gereken en önemli şey; sigara içmemek… Sigara içmediğiniz zaman, özellikle prostat ve mesane kanserinden çok ciddi oranda korunmuş olursunuz.  Tansiyonunuzu düzeltir ve kilo almazsanız da böbrek kanserine yakalanma riskinizi azaltmış oluyorsunuz. Bunlar engelleyici olabilir; ancak asıl önemli olan engellemek değil erken teşhis koydurmaktır.

Erken tanının önemi ve avantajları nedir?

Ürolojik kanserleri bir çatı altında toplayarak değil de teker teker anlatarak bu sorunuza cevap vereyim.

PROSTAT KANSERİNDE; bireyin aile hikayesi varsa 45, yoksa 50 yaşından sonra mutlaka bir üroloji muayenesi ve PSA testi yaptırması lazım gelir. PSA testi kısaca, prostat kanserini tarama testidir. Gerekli teşhisi, PSA’ya bakarak koyuyoruz. Bu arada; prostat hastalığı ile prostat kanserini birbiriyle karıştırmayalım. Prostat hastalığı, her erkekte olan iyi huylu prostat büyümesidir ve sık idrara çıkma en büyük şikayetidir. Prostat kanserinde de sık idrara çıkma olur; ancak bu belirtiyle karşılaşınca, ‘Kanser oldum’ gibi bir paniğe kapılmak yanlış olur. ‘’Ben de bunlar yok, prostat kanseri değilim’’ gibi de düşünmemek lazım.  O nedenle, belirttiğim yaşlarda mutlaka PSA testi yaptırılmalıdır.   

MESANE KANSERİNDE; idrarda kanama olması bizim için alarm verici bir belirti. 50 yaşından sonra idrardan kan gelmesinin en sık nedeni mesane kanseridir. Mesane kanseri tedavisi ve ameliyatının çok kolay olduğunu söyleyebilirim. Kapalı bir ameliyatla içeriyi kazıyoruz ve sonrasında rahat bir tedavi uyguluyoruz; ancak hasta geç kalmışsa ciddi sıkıntılarla karşı karşıya gelebiliyor.

BÖBREK KANSERİNDE; pek belirti olmuyor. Tıp literatüründe, ‘Radyolog Tümörü’ olarak geçer. Herhangi bir şikayetle doktora gidiyorsunuz ve doktorunuz ultrason isteyince tümörle karşılaşılıyor genelde. Buna tesadüfen tanı konulduğu için ‘Radyolog Tümörü’ deniliyor. Bizler de, hastayı ameliyat ederek sağlığına kavuşturuyoruz.

‘‘Tıbbın geldiği noktada, bu tür kanser vakalarının ameliyat ve tedavisi eskiye nazaran çok daha kolaylaştı’’ diyebilir miyiz?

Eskiden bu hastalıklara karşı açık ameliyat uygulanırdı. Mesela, prostat ameliyatında açık ameliyat uygulandığı gibi, hasta uzun süre sondalı kalır ve uzun süre hastanede yatardı. Şimdilerde ise küçük delikler açarak, ‘Laparoskopik Cerrahi’ dediğimiz yöntem ile kapalı ameliyat uyguluyoruz. Örneğin, böbrekte iki santimlik kitle için açık ameliyat yapılır ve bölge 50 santimlik kesilerle açılırdı. Hatta bazen, alana ulaşabilmek için hastanın kaburgasının alınması gerekirdi. Şu an ise birer santimlik üç tane kesiyle, iki santimlik tümörü çıkarabiliyoruz. Hastayı çok daha erken taburcu ediyor, daha hızlı iyileştirmiş oluyoruz.

Erken teşhiste başarı oranı yüksek mi? 

‘’Ben de bu hastalık çıktıysa, tedavisini hemen olayım ki ömrüme devam edeyim’’ mantığı gütmek gerekir. Bizler, kanser tedavisi yaparken, hastayı sağlığına kavuşturuyoruz. Hastalığı erken evrede yakaladığımızda, yüzde 90’ın üzerinde başarı sağlıyoruz.

Belirttiğiniz kansere yakalanan hastalara doktor tercihi için araştırma yapmalarını öneriyor musunuz?

Kanser cerrahisi çok farklı bir iş… Bir doktor, çok iyi böbrek taşı ameliyatı gerçekleştiriyor olabilir; ancak kanser ameliyatları ayrı bir tecrübe ister. Ameliyatlar, kesinlikle ürolojik onkoloji ile ilgilenen doktorlar tarafından yapılmalıdır. Ameliyat sonrası hasta takibi çok önemli… Çünkü kanser, tekrar nüksetme riski olan bir hastalıktır.   

Mesleğinizle alakalı bir soru da yöneltmek istiyorum. Son yıllarda sağlık çalışanlarına karşı artan şiddet hakkında neler söylemek istersiniz ve meslek hayatınıza hiç olumsuz bir durumla karşılaştınız mı?

Hastayla karşı karşıya gelip de şiddet yaşamamış bir sağlık çalışanı kaldığını düşünmüyorum. Şiddet dediğimiz, sadece fiziksel bir durum değildir. Ben, çok şükür fiziksel bir şiddet yaşamadım; ancak sözlü şiddete ve tehditlere maruz kaldım. Ne yazık ki, tedavi ettiği hastalar tarafından darbedilen arkadaşlarım oldu. Bununla ilgili ciddi tedbirler alınması ve cezaların ağırlaştırılması gerekiyor; ancak çözüm noktasında bunlar yeterli değil… Aile içerisinde ve okullarda verilecek eğitimlerle şiddet önlenebilir. Birey, doktor veya sağlık çalışanının hatası yüzünden zarar görmüşse, elbette hesap sorabilmeli. Buna karşı değilim; ama döverek veya şiddet göstererek hesap sormak hiç de kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye’de ki doktorlar ne yazık ki kendilerini değersiz hissediyorlar. Haklılar, çünkü gerçekten değer görmüyorlar. Bu nedenle, birçok doktor Avrupa’ya gitmek istiyor veya gidiyor da…

Sizin de aklınıza yurt dışına gitme fikri geldi mi?

Zaman zaman sorguladığım oldu maalesef… Bu, parayla alakalı değildi. Bazen hak etmediğiniz tepkiler almanız, sizi gerçekten çok yaralıyor. Belki yüzde bir canınızı çok sıkabilir; ama yüzde 99 için de vazgeçmemek lazım diye düşünüp imkanlarım olmasına rağmen kalmaya karar verdim.

Genç doktorlara veya eğitimlerine devam eden doktor adaylarına ne gibi tavsiyeler de bulunmak istersiniz?

Ufuklarını açacak çalışmalar yapsınlar. Dünyada ki gelişmeleri öğrenmek yakından takip edebilmek için yabancı dil mutlaka bilmeliler. Yurt dışında ki konferanslara, panellere mutlaka katılsınlar. Ben, 2018 yılında Amerika’ya gittim ve orada ki üniversite de bir eğitim aldım. Aldığım o eğitim, çok ciddi anlamda ufkumu açtı. Orada ki doktorların çalışma sistemini görmek, sizin de ülkenizde ki çalışma sisteminizi belirlemenize de yardımcı oluyor. Meslek hayatımın dönüm noktasını, orada aldığım eğitim olarak kabul ediyorum.   

Peki, Amerika’da ki doktorlar ile Türkiye’dekileri kıyasladığınız zaman, olumlu veya olumsuz ne gibi kanıya vardınız?

Birincisi, Amerika’daki imkanlar gerçekten çok fazla. Zengin bir ülke ve sahip olmak istediğimiz cihazları kendileri üretiyorlar. Biz ise ithal etmek zorunda kalıyoruz. Beni en çok şaşırtan ise orada ki doktorların çok çalışıyor olmasıydı. Gerçekten çok çalışkanlar ve çalışkan oldukları için de başarılılar. Türkiye’de ki doktorlar ise oldukça zekiler. Çok kaliteli hekimlerimiz var; ama Amerika’dakiler bizden daha fazla çalışıyorlar. Onlardan başka bir eksiğimiz yok.  

Türk doktorları da Amerika’da ki meslektaşları gibi çalışkan olsalar, ne gibi değişimler yaşanır sizce?

Biz onlara gitmez, onlar bize gelirlerdi. Türkiye’de çalışmaları veya eğitim almaları onlara referans olurdu. Şu halimizle bile, Orta Doğu, Asya ve Orta Asya ülkelerinden çok ilerdeyiz. Saydığım coğrafyalardan bize çok sayıda hasta geliyor. Hatta, pek çok Avrupa ülkesinden bile daha iyiyiz. Mesela; benim İsveç’ten ve Galler’den ameliyat olmak için gelen hastalarım oldu.  

Son sistem cihazlarla günümüz tıbbı çok gelişti. Buna karşın yanlış teşhis koyma ve tedavi uygulama riski halen devam ediyor mu?

Ne olursa olsun, karar veren sonuçta insandır. Önüne hangi verileri koyarsanız koyun, kafasından geçen bir sonuca ulaşması lazım. Sonuçta insan hata yapabilir ve bunu engellemeniz mümkün değil. Şunu söylemem gerekirse, tıbbi gelişmeler hata payını çok azalttı. Önceden yüzde 5 oranında bir yanılma payı varsa, şimdilerde binde bire kadar geriledi. 

Bir doktor, bir hastasını kaybettiği zaman neler hisseder?

Aileden birini kaybetmiş gibi oluyorsunuz. Hasta size umudunu bağlıyor, hayatını size emanet ediyor. Elinizden geleni yapmış olduğunuz zaman vicdanınız rahat oluyor; ama yine de kaybetmiş olmanın derin üzüntüsünü hissediyorsunuz.

Kamu hastaneleri ile özel hastaneler arasında ki farkı anlatmak isteseniz neler söylerdiniz?

Kamu hastanelerinde iş yoğunluğu ve hasta yükü çok fazla. Doktorlar, hemşireler ve sağlık personelleri oralarda tükeniyorlar. Özel sektörde ise biraz daha rahat çalışma ortamı bulunuyor. Hastalara daha fazla zaman ayırabiliyorsunuz. Kamu hastanelerinde çalışan doktorlar da hastalarına daha fazla vakit ayırmak istiyor; ancak fırsat bulamıyor. Devlet hastanesinde çalışıyor olsam, şu an sizinle bu röportajı yapamazdım. Çünkü zamanım olmazdı.

Özel hastaneler ücret karşılığında hizmet veriyor. Buraya gelen asgari ücretli bir çalışanın da muayene, tetkik ve tedavi olma şartları oluşabilir mi?

Hastane yönetiminin sağladığı imkanlarla bu şartlar mevcut. Medline Hastanesi’nde göreve başlamadan evvel bunu ben de düşünmüştüm. Hastane yönetimi ile konuştuğumda, ciddi oranlarda indirim verme imkanı tanıdılar. 

Bu keyifli sohbetin gerçekleşmesine zaman ayırdığınız için teşekkür ederim

Ben teşekkür eder, yayın hayatınızda başarılar dilerim.

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Röportaj

    Sağlık

    Spor